. emekliyim.com - Geri Dönüsümün Merkezi

21 Mayıs 2014 Çarşamba

UNUTMAMALIYIZ...


MEKANLARI CENNET OLSUN

ALLAH AİLELERİNE SABIR VERSİN

ANNELER GÜNÜ HEDİYEM






Kuzum Asker...

Dagıtım töreni zamanı Anneler Gününe denk geldi. Yıllarca okudugu dönemlerde hep ayrı kalmıstık. Son iki yıldır yanımda cok sükür. Aslında bu yıl tesadüfen yanımda oldu, cok güzel oldu
Bana hediyeler almıs gelmis, biriside bu güzel cicek, üzerinde eve geldiginde iki tanecik cicegi acmıstı. Bu resmi birkac gün önce cektim, bu sabah baktım tüm tomurcuklar acmıs dahada güzellesmis sanırım yerini sevdi, ismi nedir bilmem ama benim icin Kuzummm Cicegi :)

Kuzuma Not: Benim bu dünyadaki en degerli hediyem sensin, baska ufacık bir hediye gereksiz kalıyor yanında

ve 

Tüm askerlerimiz Allahıma emanet olsunlar Allahım hepsini korusun...





MVP nin gercek sahibi sensin Kuzum...

20 Mayıs 2014 Salı

DIY & ÇIRPMA TELİNDEN MUMLUK


                                                                                                       

Minik ama kullanıslıydı seviyordum cırpma telimi :) sanırım cok iyi bir sey degilmis malzemesi kullanılamayacak hale geldiginden bir güzel boyadım tabikiiiii simlere batırdım cıkardım icinede bir mum attım
simdi yapacagım is mutfaktaki dogalgaz borusuna uygun birseylerle asarak sallandırmak artık zincirmi olur kurdela yada simli iplermi henüz bulamadım ileride elime birsey gecer son haline getiririm mumdanlıgımı...






11 Mayıs 2014 Pazar

ANNELER GÜNÜ...



Hikayeye Anne Jarvis’in annesi Ann Maria Reeves Jarvis’ten başlamak lazım. 1832 ile 1905 yılları arasında yaşamış olan Ann Maria Jarvis, Virginia eyaletinde hem öğretmenlik yapan hem de işçilerin sağlığı ve iş güvenliği iyileşsin diye çalışmalar yapan bir sosyal aktivist. Amerikan iç savaşı sırasında anneleri her iki tarafın da yaralılarına bakmaları ve ihtiyaçlarını gidermeleri konusunda teşvik ve organize ediyor. Savaş bittikten sonra annelerin daha aktif ve daha sosyal olmaları konusunda bir kampanyayı yürütüyor ve günümüzün Anneler Günü anlayışının tam tersine “Anne Çalışma Günü” ilan edilsin istiyor. Çünkü dünyayı kurtaracak olan tek şeyin anneliğin şefkati olduğuna inanıyor. 

Ann Maria Jarvis 1905’de ölüyor. Kızı Anne Jarvis annesinin misyonunu devam ettiriyor. Annesinin ölümünün yıldönümü olan 10 Mayıs 1907’den itibaren 7 yıl boyunca “Anneler Günü”nün resmi olarak ilan edilmesi için uğraşıyor. Siyasetçilere, valilere ve din adamlarına yüzlerce mektup yazıyor. Anneler günü derneğini kuruyor. “Anneler Günü” ve “Mayısın ikinci pazarı” cümlelerini kendi üzerine tescil ettiriyor. Zincir mağazalar sahibi bir sponsor da buluyor. Kampanyası nihayet 1914’de amacına ulaşıyor ve Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Wilson anneler gününü resmen ilan ediyor. Sembolü de beyaz karanfil oluyor.

Ama asıl hikaye bundan sonra başlıyor. 1920’lere gelindiğinde Anne Jarvis, “Anneler Günü”nün önerdiği biçimdeki manasından kopup ticarileşmesine ve bir hediye alma yarışına dönüşmesine öfkelenmeye başlıyor. Zira onun istediği herkesin annesine o gün bir mektup yazıp onu ne kadar sevdiğini içtenlikle anlatmasıydı. Kız kardeşiyle beraber kendi yarattığı anneler gününe karşı bir kampanya açıyor. Anneler gününün bu haliyle iptal edilmesi için gösteriler düzenliyor, ülkenin her tarafına çağrılar yolluyor. Bu günü alışveriş için fırsat olarak kullanan mağazalara davalar açmaya kalkıyor. Kendi sponsorunun mağazasında (menüde “Anneler Günü Salatası” var diye) olaylar çıkartıyor. Ve hatta başkanın eşi Eleanor Roosvelt’e bile bebek ve anne ölümlerini azaltmaya yönelik açtığı bağış kampanyasında “Anneler Gününü” kullandı diye saldırıyor. Protesto gösterilerini o kadar abartıyor ki birkaç defa “huzuru bozmaktan” tutuklanıyor. Bütün servetini harcayarak verdiği mücadele hiçbir yere varmıyor. Anneler günü tam da onun istemediği şekliyle tüm dünyaya bir alışveriş vesilesi olarak yayılıyor. 

Anneler Günü’nün yaratıcısı Anne Jarvis, hiç evlenmiyor ve çocuk sahibi olmuyor. Protestoları ve hırçınlığı nedeniyle saygınlığını yitiriyor. 84 yaşında, uzun bir hastalık döneminden sonra kör ve sağır bir halde yoksulluk ve yalnızlık içinde bir akıl hastanesinde ölüyor. 

Ne acayip hikaye değil mi!