"SAYFA" KATEGORİSİ ALTINDA; DIY, GERİ DÖNÜSÜM, ESKİ YENİLEME, ÖRGÜ,TAKI, BOYA İSLERİ VE OBJEKTİFİMDEN BÖLÜMLERİNDEKİ PAYLASIMLARIM TAMAMEN BANA AİT OLUP,KENDİ CALISMALARIMDIR...

.

.
.
HOSUMA GİDENLER etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
HOSUMA GİDENLER etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Ağustos 2015 Pazar

MİSAFİRİM VARDI...











Önnce mutfagıma şöyle bir süzüldü nazlı nazlı sonra vazgecti geri çıktı ve balkonumda bir saate yakın kaldı. Beslemek istedim ama uzun süre uçmayınca, kanadı kolu kırıktır yaa aşağı düşerse korkusu yaşadım. Sonunda Belediyemizden yardım istedim on dakika gibi kısa bir sürede iki genç geldi ama onlar bu güzel güvercinden daha ürkekti dogrusu kacırdılar ve bu güzel yaratık çatıya uctu. Çatıya gittiler peşinden fakat yan blogun çatısına uçmuş garibim. Aslında yaralı olmadıgına sevindimde acaba ordan evini bulup gidebildimi merak ettim
Bu vesile ile Kastamonu Belediyemizin ilgi ve desteginede tesekkür ediyorum

18 Nisan 2015 Cumartesi

KREPON KAĞITLARI İLE ÇALIŞMALAR













BAHAR GELMİŞ EVİME...



Yarın 19 Nisan, Babamı kaybettigimiz gün... 25 yıl oldu ama onsuz ne bir günüm nede bir anım oldu
İnanın babası hayatta olupta baba kıymeti bilmeyenleri hep kıskanmısımdır. 50 yasındayım Ekim'de 51 olacagım. Ömrümün en güzel yıllarında yitirdigim babamsız bir o kadar yıl daha yasadım. Evlendim babam görmedi, oglum oldu, babam görmedi, gittikce yaslanıyorum babamsız ve hayat gercektende anlamsız...Nisan ayından nefret ediyorum, post baslıgım o yüzden böyle; (Bayram gelmis demedim özellikle bayramlardanda nefret ediyorum)Bahar gelmis neyime...Garibim iste sensiz; baba,..  Özlem ve hasret doluyum.Nur icinde yat canım babam, mekanın CENNET olsun...

MUHTEŞEM...


18 Mart 2015 Çarşamba

GÜLDÜKLERİMDEN...

Mizah Konusunda Kimsenin Türklerle Yarışamayacağını Gösteren 17 Görsel


Mizah Konusunda Kimsenin Türklerle Yarışamayacağını Gösteren 17 Görsel



Mizah Konusunda Kimsenin Türklerle Yarışamayacağını Gösteren 17 Görsel


TESEKKÜRLER ONEDİO

EY ŞEHİD OĞLU ŞEHİD...

Gömülü resim için kalıcı bağlantı

Şu Boğaz Harbi Nedir? Var mı ki dünyada eşi?
En kesif orduların yükleniyor dördü beşi,
-Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya,
Ne hayasızca tahaşşüd ki ufuklar kapalı!
Nerde-gösterdiği vahşetle “bu: bir Avrupalı”
Dedirir-yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yahut kafesi!
Eski Dünya, Yeni Dünya bütün akvam-ı beşer
Kaynıyor kum gibi, Mahşer mi, hakikat mahşer.
Yedi iklimi cihanın duruyor karşında,
Osrtralya’yla beraber bakıyorsun ; Kanada!
Çehreler başka, lisanlar, deriler rengarenk.
Sade bir hadise var ortada : Vahşetler denk.
Kimi Hindu, kimi Yamyam, kimi bilmem ne bela...
Hani tauna da zuldür bu rezil istila...
Ah o yirminci asır yok mu, o mahluk-i asil,
Ne kadar gözdesi mevcut ise hakkiyle sefil,
Kustu Mehmetçiğin aylarca durup karşısına;
Döktü karnındaki esrarı hayasızcasına,
Maske yırtılmasa hala bize affetti o yüz ...
Medeniyet denilen kahbe, hakikat yüzsüz.
Sonra mel’undaki tahribe müvekkel esbab,
Öyle müthiş ki: Eder her biri bir mülkü harab.
Öteden saikalar parçalıyor afakı;
Beriden zelzeleler kaldırıyor a’makı;
Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
Sönüyor göğsünün üstünde o aslan neferin.
Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam,
Atılan her lağımın yaktığı: Yüzlerce adam.
Ölüm indirmede gökler, ölü püskürtme de yer
O ne müthiş tipidir: Savrulur enkaaz-ı beşer...
Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,
Boşanır sırtlara, vadilere, sağnak sağnak.
Saçıyor zırha bürünmüş de namerd eller,
Yıldırım yaylımı tufanlar, alevden seller.
Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere,
Sürü halinde gezerken sayısız tayyare.
Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler...
Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler!
Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
Alınır kal’a mı göğsündeki kat kat iman?
Hangi kuvvet onu, başa, edecek kahrına ram?
Çünkü te’sis-i ilahi o metin istihkam.
Sarılır, indirilir mevki’-i müstahkemler,
Beşerin azmini tevkif edemez sun’-i beşer;
Bir göğüslerse Huda’nın edebi serhaddi;
“O benim sun’-i bediim, onu çiğnetme” dedi.
Asım’ın nesli... diyordum ya... nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi namusunu, çiğnetmeyecek.
Şuheda gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar...
O, rukü olmasa, dünyaya eğilmez başlar,
Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
Bir hilal uğruna, ya Rab, ne güneşler batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!
Gökten ecdad inerek öpse o pak alnı değer.
Ne büyüksün ki, kanın kurtarıyor Tevhid’i...
Bedr’in aslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
Sana dar gelmeyecek makber’i kimler kazsın?
“Gömelim gel seni tarihe”desem, sığmazsın.
Herc ü merc ettiğin edvara da yetmez o kitab...
Seni ancak ebediyetler eder istiab.
“Bu, taşındır” diyerek Ka’be’yi diksem başına;
Ruhumun vayhini duysam da geçirsem taşına;
Sonra gök kubbeyi alsam da, rida namıyle;
Kanayan lahdine çeksem bütün ecramıyle;
Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan;
Yedi kandilli Süreyya’yı uzatsan oradan;
Sen bu avizenin altında, bürünmüş kanına;
Uzanırken, gece mehtabı getirsem yanına,
Türbedarın gibi ta fecre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile avizeni lebriz etsem;
Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana...
Yine bir şey yapabildim diyemem hatırına.
Sen ki, son ehl-i salibin kırarak savletini,
Şarkın en sevgili sultanını Salahaddin’i,
Kılıç Arslan gibi iclaline ettin hayran...
Sen ki, İslam’ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,
O demir çemberi göğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki, ruhunla beraber gezer ecramı adın;
Sen ki, a’sara gömülsen taşacaksın... Heyhat,
Sana gelmez bu ufukalar, seni almaz bu cihat...
Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
Sana ağuşunu açmış duruyor Peygamber.


                                       MEHMET AKİF ERSOY